Kybele Restaurant
My status  

 

     Kybele





    Bellapais Manastırı’yla iç içe geçmiş olan Kybele Restaurant’ın zarif ve şık bahçesinde yaşamlarını birleştirmek için ilk adımlarını atan genç çiftlerin, tüm yaşantıları boyunca unutamayacakları bu özel günlerine, aynı titizlik ve kalite anlayışıyla ev sahipliği yapan Kybele Restaurant’ı, yazın ziyaret edenler bahçesi ve teras barıyla Kıbrıs adasının Akdeniz’den feyz almış binbir kokusunu da içlerinde hissediyorlar.

    Yaz-kış hizmet sunan Kybele Alacarte Restaurant, Bellapais Manastırı’nda sunulan konserlerin konuklarına da ev sahipliği yapıyor. İlkbahar’ın Yaz’a bağlandığı uzun Akdeniz akşamlarında ve Sonbahar’da bile solmayan bahçesiyle, uluslararası nitelikteki Bellapais Müzik Festivali ve Kuzey Kıbrıs Müzik Festivalleri’nin düzenlendiği bu mevsimlerde dünya çapındaki müzisyenleri de ağırlıyor.

 

   Kybele Restaurant Ayrıca 2000 Kişi civarına kadar her türlü düğün, nişan, kokteyl, gala yemekelri vb organizasyonlarınızda Catering hizmeti verecek kapasitede olup siz değerli misafirlerimizin yanınızdadır.

 

Kybele kimdir, nedir?

Ilkcagda eski bir Anadolu devleti olan Bergama dininde, dilinde bu sözün karsiligi Kübele’dir. Hitit’ler buna Kubaba derlerdi. Kybele tanrilar tanricasidir. Latin dilinde „Magna mater- Yüce ana“ yada „Mater divum- tanrilar anasi“ derlerdi.Baska bir adi da „magna mater divum ideae“dir. Idadagli tanrilarin yüce anasi, demektir. Bizim Ida daginda, simdi kaz dagi dedigimiz yerde otururdu. Grekler buna Rhea derlerdi. Buda gene Anadolu dillerinden cikma bir sözdür.

Kübele o caglarin inanclarina göre, tanrilari besleyen yeryüzüne getiren, doguran bir ana- tanricadir. Gögüslerinden dirilik fiskirir. Gökten inmistir. Kara bir tas ile yansitilir.Nerede olursa olsun bütün öteki tanrilar, insanlar yüzlerini ona dönerler. Böylece cevresinde ücyüz altmis derecelik bir daire ortaya cikar.

Yeryüzüne bolluk veren, dogumlarin verimliligini saglayan bu tanricadir. I.Ö.216 yillarindan sonra ,Romayi kasip kavuran Hanibal adli kartacali kumandanin gücünden yilanlar, bu ana tanricanin Roma’ya gelmesini istediler. Bergama kirali I. Attalus’a basvurup, Kübele’nin Bati ya gitmesini sagladilar.

Kübele, Arap diline „kible“ olarak gecmistir. Arap dilinde bunun baska bir karsiligi yoktur. Nitekim Ka'be inanci da Kübele masalina tipatip uygun gelmektedir. Gökten inmistir, kara tastir. Alti kiyilidir.

Bir cok Anadolu inanclari islam dinine Anadolu'dan girmistir. Önce Yahudilige ordan da islama gecmis olan bircok eski inanc kaynaklarinin cogunun kökeni Anadoludur. Yani, oya boyalanmis, dolanip cevrilip baska bir kilikla tekrar Anadolu da satisa cikarilmistir. O oyanin boyasi cilasi kazininca gercek köken ortaya cikmaktadir. Iste bu yüzden Anadolu’da yasayan halklar islam inancina gönüllü olarak girmemistir. Cünkü ortaya konulan veriler tanidik olan kavramlarin bir baska veryasyonudur.

Kuranda bulunan bircok Latince, Grekce sözler, Habesce deyimler, eski Misirca, Akadca, Sümerce deyisler, islam dininin yalniz Arap düsüncesinin bir ürünü olmadigini acikca göstermektedir. Nitekim tanri anlamina gelen “Allah “ sözü bile islam dinine bir Ibrani putu olan “Eloah” sözünden gecmistir.
Kible kiliginda yeniden Anadoluya dönen Kübele Anadolu siirinde caglar boyu yasamistir. Alevi Bektasi deyim ve yazinlarinda özellikle vurgulanarak inadina insan merkezli kullanilmistir.Tasavvufda sevgilinin bulundugu yön, sevgilinin yüzü anlamlarinda kullanilirken, ayni anda inanc merkezli olarak eski Kübele'nin degisiklige ugramadigi görülmektedir.

  
 
    Bellapais Manastırı





Beşparmak dağlarının eteğinde bir kayalık üzerinde kurulmuş olan manastırın bugünkü adı Franızca  “Abbaye de la Paix” den (Barış Manastırı) türemiştir. Manastır, Gotik sanatın bir şaheseri ve Yakın Doğu’daki en güzel örneği olarak bilinmektedir.

  Bellapais’in ilk sakinlerinin Selahaddin Eyyubi 1187 yıında Kudus’ü ele geçirdiği zaman Kıbıs’a göç eden Augustinian mezhebi rahipleri olduğu bilinmektedir. İlk manastır binanın yapımı (1198 - 1205) yılları arasında olmuştur. Günümüzde ayakta kalan yapının büyük bir kısmını Fransa Kralı III. Hugh (1267 -1284 )inşa ettirmiştir.

Manastırın ortasındaki avlunun dört yanını çeviren revakalar ve yemekhane Kral IV. Hugh döneminde (1324 - 1359) yapılmıştır. Ada Osmanlıların eline geçtikten sonra bina Yunan Ortodoks Kilisesi’ne verilmiştir. Bellapais Manastırı bir kapı ve ön avlu ile başlar. Kapının kulesi daha sonra yapılmıştır. Bu avlunun öteki ucundaki kilise, manastırın günümüze en iyi durumda ulaşmış kısmı olup 13. Yüzyıldan kalmadır. Ön yüzünde görülen İtalyan üslubundaki freskler daha sonra, 15. Yüzyılda yapılmıştır.

Manastırın ortasında çevresi revaklı bir avlu bulunmaktadır. Bir köşede üst üste duran Roma döneminden kalma iki mermer lahit, bir zamanlar rahiplere lavabo vazifesi görmüştür. Lahitlerin arkasındaki kapıdan yemekhaneye geçilir. Kapının mermer üst sövesinin üzerinde  sırayla Kıbrıs, Kudüs ve Lüzinyan krallıklarının armaları asılıdır. Geniş, dikdörtgen şeklinde tonozlu bir salon olan yemekhane Gotik sanatın kusursuz bir örneği olarak kabul edilmektedir. Gündüz deniz tarafındaki altı büyük ve doğu duvarındaki gülpencereden ışık almaktadır.

 Papazlara yemek yedikleri sırada vaaz vermek için kullanılan kürsü hala yerinde durmaktadır. Batı duvarındaki kapı, alt kattaki mutfak , mahzen ve tuvaletlere inen merdivene açılır. Orta avlunun doğusunda rahiplere ayrılan yerler  ve meclis odası bulunur. Manastırın idari işleri meclis odasından yürütülürdü. Gotik taş işçiliğinin başarılı örnekleri kabul edilen dış kabartmalarının arasında sırtında bir merdiven taşıyan adam, iki deniz kızı arasında bir adam, kitap okuyan bir kadın, iki vahşi hayvanın saldırdığı bir adam, tesbihli bir kadın, dallarında bir kedi ve bir maymun olan armut ağacının altında kalkanlı bir adam, pelerinli bir rahip gibi figürler göze çarpmaktadır. Meclis odasının ortasındaki sütunun erken dönem bir Bizans kilisesinden geldiği sanılmaktadır.

Rahiplerin yatakhaneleri çalışma odalarının üst katında yer almaktaydı. Yine üst katta ve kuzeybatı köşesinde küçük bir hazine odası vardı.